Perşembe , 1 Ekim 2026
Life Haber

Bİ’ MOLA

Sevgili okuyucularım,

Yaşamda 81 yılı, meslekte 60 yılı geride bırakınca yaşadığım birçok başarıları, hayal kırıklıkları yanı sıra paha biçilmez deneyimleri yazmaya başladım. Bunun için de bu yıl icrai görevlerimi bırakıyorum.

Bu kararımı makalelerimin yayınlandığı basın organları ile paylaşıyordum.

İlk tepki öğrenciliğinden, akademisyenliğine mesleki ve ticari faaliyet dönemine kadar her zaman birlikte olduğum Ferah Bacakoğlu’ndan geldi. Hayır Hocam! Siz veda edemezsiniz ancak mola verebilirsiniz dedi.

O zaman kararım; bu sayıda köşe yazımı ben değil kendisinin kaleme almasını rica ettim.

Bu sektörde “Taş” gibi sağlam dostluklar edinebildiğim için çok mutluyum. Tüm okuyucularıma sevgi sağlık ve başarılar temenni ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki yollarımız kesişmiş.

Rüzgâr Gibi…

Yaşanmış 81 Yıl ve Meslekte 60 Yıl…

Böyle başlıyor söze Faruk Hoca’m…Ben de jeoloji mühendisi olarak 44 yılı geride bırakıyorum. Dönüp baktığımda dolu dolu 40 yılı aşkın bir süredir Hoca’m ile birlikte yol yürüyoruz. Önce öğrencisiyim, elemanı oldum, ama en çok da kızıyım …

Acısı da zamanla tatlılaşan o kadar çok anımız var ki, o kadar çok şey öğrendim ki ve tabii öğrenmeye de devam ediyorum. Öğrenmeyi istediğiniz sürece, öğrencilik bitmez! Bitmemeli de… 

İsterim ki bu satırları okuyan genç kardeşlerimize doğru mesaj verelim. İsterim ki; saygı ve sevgi sınırları içinde tartışabilmenin, konuşabilmenin ve kazanımların kişiliğimize yansımasının önemini anlayabilelim.

Yılları sayfalara, hele ki sınırlı alanlara aktarmak imkansız! Bir zaman tüneli yolculuğu yapmak gerekiyor. Ama Hocam sözü bana bırakmış ise, ben de elimden geleni yapmaya çalışacağım:

Faruk Hoca’yı ilk kez mühendislik fakültesindeki odasında henüz 3. sınıfta öğrenci iken tanıdım. O zaman Yusuf Türkmen ile yeni sözlenmişiz, ben de gençlik bu ya, Kontak Lens ile yeni tanışıyorum. Odaya bir girdik. Sevgili Özkan Hocam ile aynı odada çalışıyorlar ve odada sigara dumanından göz gözü görmüyor. Bir anda gözüm yaşarmaya başladı ve şöyle bir söz duydum: “oğlum bu kızı niye ağlatıyorsun?” İçimden bu kim ya dedim, bozuldum da açıkçası.  Meğer Faruk Çalapkulu imiş. O gün anladım ki; hoca ders, ya da not dışında bir şey söylüyordu.  Sonra Yusuf bana dedi ki; “ 4. Sınıfta Maden Yatakları derslerine Özkan Hoca ve Faruk Hoca girecek. Sen sen ol, sakın Faruk Hoca’dan aldığın nota sakın itiraz etme! Sınav kağıdını yeni baştan okur ise notun düşebilir.  Faruk Hoca’nın notları:44,8 – 46,1 – 51,2 adeta dirhemle tartılmış gibi. Ben de son sınıfta dersinden 80 filan bekliyorum. Baktım notum 53,7. Geçer not almışım, itiraz edersem 50’nin altına düşer endişesi ile hiç itiraz etmedim.

Mezun oldum. Evlendik. Oğlum oldu. Yıllar yılları kovaladı. Yusuf bu arada, Ege Maden’i kurdu. Yatağan- Kavaklıdere’de Mermer Ocağı işletmeye başladık. Fakülte ile temasımız hiç kopmadı. Ve çok az kişi bilir; Yıl 1991. Ege Maden İhracatçıları Birliği, Faruk Hoca’nın bölüm başkanlığındaki odasında kurulmuştur. İMMİB’nin ne gerek var dediği süreçte; Faruk Hoca’nın alınan kararlarda çok ciddi katkıları olmuştur.   Faruk Hoca; bilgiyi, sevgiyi ve emeği çevresiyle paylaşmak hoca olmanın gereğidir der. Ve öğretirken de yeni şeyler öğrenmekten mutlu olur.

Faruk Hoca; Fakültedeki yoğun temposu içinde mermer tozunu da fazlaca yutunca sevgi ve merak adeta tutkuya dönüştü. Şöyle diyor hocam;

 “Öğrencim Yusuf Türkmen ile başlayan mermer aşkı mesleki çalışmalarımın araştırmalarımın danışmanlıklarımın mihrakına oturdu. Edindiğim bilgiler ile Ege ve Dokuz Eylül Üniversitelerinde jeoloji, jeofizik, maden ve inşaat mühendislerinin yetişmesine katkı koyma fırsatı buldum”. Tam da bu süreçte İzmirli mermerciler; “Afyon’da Meslek Yüksek okulu kuruluyor, destek de veriyoruz. İzmir’de de kuralım…” Bu işaret fişeği Hoca’mın elemanı olma sürecimin başlangıcı oldu.

Bu arada eşimin kaybında duyduğum acıyı paylaştığım en özel kişilerden biridir hocam. Acımız ortaktı… Herkes gibi o da şoktaydı.  Çevremde; ailem, akrabalarım, meslektaşlarım, mermerci dostlarımız olmasına rağmen evimize geldi, kendi arabası ile beni götürdü Alsancak Camii’ne. Çok üzgündük, hiç konuşmadık… Ben bir eş, o ise evladı yerine koyduğu, çok sevdiği öğrencisini erken kaybetmenin derin üzüntüsü içindeydi.

Sonraki süreçte de hiç kopmadık… Torbalı Meslek Yüksekokulu kuruluş çalışmalarına başlamıştı hoca. Hiç kolay bir şey değildi. Bir dolu prosedür, bir dolu mücadele. Hiç yılmadı, direndi, inandı ve başardı. Ben hep yanındaydım. Bazen öğrencisi, bazen elemanı, bazen özel kalem müdürü. İki büyük şirketin ortağı olan ve pek çok personeli bulunan ben; ilk yıllarda henüz kadrolar olmadığı için Torbalı Belediye’sinin sözleşmeli işçisi olarak göreve başladım. Okul yok henüz. Tahsislerle uğraşılıyor. İşte o zamanlarda öğrendim hocamdan; telefon ile konuşurken ki ciddi ama sıcak ses tonunun iletişimdeki önemini. O zaman öğrendim dilekçe yazılır iken hangi makama hangi üslupla yazılacağını.

Biliyor musunuz 34 yılı aşkın süredir araç kullanıyorum. Ve bunu da Faruk Hoca’ya borçluyum:

Mühendislik Fakültesindeki odasındayız. Yüksekokul çalışmaları son hızla devam ediyor. “Hocam çok geç kaldım, şoför saatlerdir beni bekliyor” dedim. Gözlüklerinin üzerinden şaşkın bakışlarla beni süzerek” aaa senin ehliyetin yok mu? “dedi. Bir zoruma gitti… O hırsla ehliyet kursuna yazıldım, ehliyetimi aldım. Alır almaz da hocanın yanına gidip büyük bir gururla ehliyetimi masasına bıraktım. Hocam: “ehliyet herkeste var, araba aldın mı?” dedi. İçimden “bu hoca beni delirtecek, ne ara araba alacağım?” ve evet hemen aldım arabamı ve Torbalı yolu benim araç kullanmayı öğrendiğim yoldur. Siz sinirlenir gerilirsiniz, o duygu karmaşası içinde sizi nasıl etkilediğini motive ettiğini anlayamazsınız. Ama sonuçta yıllardır araç kullanıyorum ve onun getirdiği özgürlüğü ve öz güveni Faruk Hoca sağlamıştır.

Torbalı’da görevimi Üniversite Sanayi İşbirliği Koordinatörü olarak tanımladı hocam. Birlikte çok seyahat ettik. İtalya, Almanya, Xiamen. Birçok kongre ve çalıştayda yine birlikte idik.  DPT çalışmaları sırasında hep yanındaydım. DPT’nin önemini ve bu günkü eksikliğini de o günlerde öğrendim.

Hocam; “Devletimizin desteğiyle, ara eleman yetiştirmeyi amaçlayan Torbalı Meslek Yüksekokulu “Fabrika–Okul Modeli” projesini gece gündüz çalışan bir ekip ile hayata geçirdik. Türkiye’de üniversite düzeyinde; ocağı, fabrikası ve atölyesi olan ilk mermercilik eğitimini, maden, su, zemin ve deniz sondaj makineleriyle donatılmış ilk sondaj teknikerliği programını başlatmanın onurunu yaşadık. 40 yıl sonra lise yıllarımda çok çile çektiğim sondörlük mesleğinin bir yüksekokul programına girmesi benim bir hayalimin gerçekleşmesiydi. Yüksekokulda ülkeme, bilgi ile beceriyi bütünleştirmiş genç mermer ve sondaj teknikerleri kazandırmak en büyük gururum oldu” diyor. Gerçekten hani neredeyse deli cesaretiydi yapılanlar… Bu arada, Torbalı kampüsündeki tüm ağaçlar hocamın önderliğinde dikildi. Herkesin tapulu bir dikili ağacı olsun demişti. Çevre dostu olmayı da elemanlarına uygulamalı olarak öğretti.

Türk doğal taşlarının bulunduğu ilk afişin 90’lı yıllarda TMY logolu olarak basıldığını biliyor muydunuz?. Şimdilerde Turkish Stone olarak örnek taşlarla tanıtım yapılıyor. Tekrar afiş yapıldı mı bilmiyorum. Ama o günün teknolojisinde taşların gerçek görünümleri ile basmak gerçekten büyük bir cesaret ve sabır işiydi. Hoca’mın fikriydi. Sorumluluğu da bana vermişti. Baskı yapılıyor Karacabey Siyah, Karacabey Mor olarak çıkıyordu. Ofset baskı, hele ki o ölçülerde imkansız gibiydi. Ama oldu. Yaptık ve sektöre firmaların logoları ile birlikte sunduk. Markalaşmanın önemini anlatan çok güzel bir düşünce örneği ve çok özel bir çalışma idi.

Torbalı anlatmakla bitmez…  Bir küçük anı daha: Yeni binamıza geçtik. Birçok asistan arkadaşımız var, yüksek lisans yapanlar var, doktoraya başlayacaklar var benimle dalga geçmeye başladılar. “Ablasen  “M.Ö” mezun oldun değil mi ? Yoksa Osmanlı Dönemi mi?” diye takılıyorlar. Tepem attı. Hocanın odasına girdim, ben yüksek lisans yapacağım dedim.  Hoca masasındaki evrakları imzalayıp bana döndü; “önce bölümde sınava gireceksin, Almancan iyi ama İngilizce öğrenmen gerekecek. Fuarlara katılacağız, verdiğin dersler var, staj kontrollerin var. İzin veremem” dedi. Asında bu söyledikleri ile beni cesaretlendirdiğini hiç anlamamıştım. Sert ve yüksek bir ses tonuyla “izin istemiyorum, bilgi veriyorum” dedim. Benimki de nasıl bir cüret ise?… “Peki o zaman derslerin bitince Torbalı’ya geleceksin mesaini burada tamamlarsın. Tez yürütücün de ben olacağım” dedi. İçimden dedim ki; “eyvah, kendim ettim kendim buldum…” Dönüş yoktu, kimin öğrencisiydim…

Zamanından çok önce tezim bitti. Defalarca düzeltmeler yapıldı. Bir hafta sonra sınava gireceğim. Tezimi ciltlemeye verdim, Hoca o gün Bornova’daki odasında çalışıyordu. Yanına gittim. Durumu özetledim. Bir kahve yapayım dedim. Kahveleri koydum Faruk Hoca “tezin bir örneği var mı yanında?” dedi. Ben de var dedim. Hay demez olaydım! …Hoca, baştan tekrar incelemeye başladı. Bazı şeyler gözümüzden kaçmış deyip, tezi aldı, hallaç pamuğu gibi dağıttı. Beynim döndü. O zaman taşınabilir bellek yok, CD yok. Disketlerle çalışıyoruz. Bir sayfa harita, bir disket… Zaten bilgisayar kullanmayı da yenice öğrenmişim… Hocam gayet kibar bir dille “bu şekilde cilde ver ferah” dedi. Odasından nasıl çıktığımı hatırlamıyorum. Çıldırmak üzereydim!. Saat gece 01’e kadar düzeltmeleri ve çoğaltmaları tamamladım. Ertesi gün sabah; yakıt alacağım benzinlikte pompalar çalışmıyor, yolda sinyalizasyonlar çalışmıyor. Ciltlemeye geldim. Elektrik yok gelirse hemen hallederiz dediler. Anlamadım… Fen fakültesi içinde de hocalarımızın odaları vardı. Koridorlarda da bir telaşlı koşuşturmaca vardı. Hatta bizim jeologların yine arazi krizi tutmuş diye geçirdim içimden. Dünyadan haberim yok… Meğer benim yorgunluktan sızdığım sıralarda o malum Ağustos depremi olmuş!  Şaşkınca olup biteni anlamaya çalışıyordum. “Ben sakince Faruk Hoca’nın odasına gittim. Mühendislikte de gergin bir telaş var. Faruk Hoca” Gel Ferah, iyi misin bir sorun yok değil mi” diye sordu. İzmir’de evde yalnızdım, merak etmişti. Ben de; ”ya hocam, madem bu deprem olacaktı, neden bir iki gün önce olmadı tezle uğraşmaz olan biteni anlamaya çalışırdım” dedim. Diyorum ya, biraz gençlik çokça da cahil cesareti… Hoca her zamanki zarafeti ile gülümsedi, “iyi olmana sevindim, yorgun görünüyorsun, eve git dinlen” dedi.

Hocam; İzmir Belediye Başkanı ve Meclisinin destekleri ile İzmir Mezarlıklarında görev yapan mermercilerin gerek farklı dini inanışlar gerekse mezar lahitlerinin yapılış teknikleri, hüsnü hat, peyzaj ve hijyen bilgileri konularında TMY’ de eğitim almalarını sağladı. Başarılı olanların belgelenmesi ile “mermer mezar ustası” kimliği hayata geçirilerek İzmir Mermerciler Odası’nın kuruluşunda ciddi katkılar sağladı.

Faruk Hoca;” en büyük mutluluğum; “ben” değil “biz” odaklı çalışmalarımın somut sonuçlarını görmekti. Öğrencilerimin hayattaki başarıları, sektörde faaliyet gösteren şirketlerin gelişimi, ülkem için katma değeri yüksek ürünlere yönelik emeklerim ve yeni ürünler geliştirmeye dönük proje çalışmalarım, bana gerçek mutluluğu verdi” diyor. Ekip çalışmasını önemser hocam, Ekipte herkesin bir görevi ve yapması gereken ödevleri vardır. Bıkmadan usanmadan dinler, anlatır ve çok iyi bir maestrodur.  Aklımdayken şunu da belirtmek isterim: bir konuda ayrı bir fikirde iseniz, hayır diyor iseniz mutlaka farklı bir çözüm önerisi ile hocaya gitmeniz gerekir. Tek başına hayır kabul edilemez. Mutlaka B-C planlarınız da olmalıdır…

Özetle: Faruk Hoca anlatılmaz! Yaşanır!

Hoca; akademisyenlik yaşamının yanı sıra, maden kanunu ve taş ocakları kanunu çalışmalarına katıldı DPT altı, Yedi ve sekizinci baş yıllık planlarda komite başkanlık ve üyelikleri ile ülke madenciliğine mevzuat olarak katkı koydu. Ocak jeolojisinden blok üretimine, fabrika tasarımından üretim proseslerine, ambalaj dizaynından sevkiyat süreçlerine, yurt dışı depo yapılanmalarından pazarlama stratejilerine kadar sektörün her aşamasında öğrenme ve öğretme çabası içinde oldu.

Meslek örgütleri, dernek, oda ve Ege Maden İhracatçılar Birliği kuruluş ve gelişim süreçlerinde aktif görevler üstlendi. Doğaltaş sektörünün kurumsallaşmasına, uluslararası tanınırlığının artmasına ve mesleki standartların gelişmesine katkı sağlayan pek çok çalışmanın içinde yer aldı. Bugün dünyanın en önemli doğaltaş fuarlarından biri kabul edilen “Marble İzmir” fuar organizasyonun 38 yıl önce ilk adımlarından günümüze kadar kesintisiz olarak içinde bulundu.  Geçtiğimiz yıl Fuar’ın 30. Yıl özel Onur Ödülü İzmir Büyük Şehir Belediye Dr. Cemil TUGAY tarafından, Torunum Yusuf Türkmen ve Faruk Hocam’a takdim edilirken göz göze geldik hocam ile… Gözlerimiz doldu, yutkunduk, duygulandık…

Bu arada; Hocamın Yayıncılık, doğaltaş tasarım yarışmalarında jüri üyelikleri, uluslararası kongreler, uluslararası mermer zirveleri (IWSS), AB projeleri ve pandemi koşullarında dahi sürdürülen bilimsel toplantılarını da hatırlatmakta yarar var.

Sevgili dostlar; satır aralarında Faruk Hoca’nın insani yanını vurgulamaya çalıştım ama kaç hocanız sizi arayıp” Kızım sesin çıkmıyor? Ocak ne alemde? Ne yapıyorsun babaanne?” diye arar. Kaç hocanız Dünya Kadınlar gününde, kandillerde, bayramlarda sizden önce arar? Kaç hocanızın ailesi de sizi ve ailenizi iyi tanır?

Hocam geçtiğimiz günlerde beni arayarak “Ferah; Bu yıl, birçok icrai görevimi devrediyorum. Deneyimlerimi, anılarımı, başarılarımı, başaramadıklarımı; sevinçlerimi ve hüsranlarımı kaleme almaya devam ediyorum. Veda edeceğim dedi.

Ben de; “Evet yorulmuş olabilirsiniz? Yaşanmışlıklar, seyahatler, ardı arkası kesilmeyen toplantılar, bazen de anlaşılamamanın getirdiği küçük kırgınlar…”

 “Veda olmaz! Olsa olsa Bi’ Mola olur hocam…”dedim

Biraz uzunca gelmiş olabilir size yazdıklarım. Ama inanın bu kısa hali. Yılları satırlara satırlara sığdırmak öylesine zor ki…

Bi’ Mola… Ben şimdi kahve yapıyorum. Karşılıklı kahvelerimizi yudumlar iken son satırları yazması için sözü Hocam’a bırakıyorum.

(Eyvah, Şimdi ne düzeltmeler yapacak kim bilir? Ama yapmalı, Faruk Hoca her daim yanımızda olmalı… Hocam emekli olamamalı, olamaz da zaten… )

Söz sizin Hocam:

Ferah geçen 44 yılı çok güzel özetlemiş. Satırları okurken geçmiş yılları bir kez daha kızımın, öğrencimin, elemanımın, meslektaşımın bakış açısı ile yaşadım. Kalemine sağlık Ferah. Gelecek kuşaklara, toprak olmadan aktarmamız gereken birçok deneyimlerimiz var.  Bu yazışmamız yeni bir fikir ortaya koydu; Yazmakta olduğum biyografide yollarımızın kesiştiği gönül dostlarımın yol arkadaşlarımın anılarına da yer verme kararı aldım. Sizlerin de   aktarılmasında yarar gördüğünüz benimle anılarınızı paylaşırsanız biyografimin bir bölümünde yer vermek isterim.  

İlginizi Çekebilir

MARBLE İZMİR; DOĞANIN HAFIZASI,GELECEĞİN İMZASI

Doğal taş sektörümüzün kalbi, her yıl olduğu gibi bu yıl da Ege’nin...

Doğaltaşta Yeni Eşik: Hacimden Karlılığa Geçiş Zamanı

Xiamen  Fuar’ı yorgunluğu, Ege Maden İhracatçıları Birliği Seçimi, Marble Fuarı telaşı sırasında...

BİRLİKLERDE SEÇİM HEYECANI

Doğaltaş Sektörünün yakından takip ettiği birlik seçimleri dikkatle ve heyecanla takip ediliyor....

Fuarlar, Yapay Zeka ve Sürdürülebilirlik: Değişen Dünyada Mermer Sektörü

Las Vegas’taki Coverings fuarı dönüşü, ayağımın tozuyla İzmir  “Marble 2026 “ yoluna...

🏠 Ana Sayfa 📚 Dergiler 📰 Son Sayı